Çocuklarda Nomofobi Artışı Dijital Çağda Duygusal Gelişimi Etkiliyor

Düzenleyen: Olha 12 Yo

Erken yaşta yaygınlaşan teknoloji adaptasyonu, çocukların duygusal deneyimlerini dönüştürerek cihazlardan ayrılma kaygısı olarak tanımlanan nomofobinin artışına zemin hazırlamaktadır. Bu durum, dijital araçların, çocukların gerçek dünya etkileşimlerinin ve zorlayıcı duygularla başa çıkma süreçlerinin yerini almasıyla ortaya çıkan gelişimsel bir sapmayı işaret etmektedir. Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, iki yaş altı çocuklarda ekran maruziyetinin bilişsel gelişimi desteklemek yerine dil gelişimini geciktirdiğini belirtmektedir; bu tek yönlü iletişim, karşılıklı etkileşimi engelleyerek dili kullanma ihtiyacını azaltmaktadır.

Genç nüfus arasında gözlemlenen nomofobi, yalnızca psikolojik bir tepki olmaktan öte, fiziksel, bilişsel ve duygusal düzeyde somut sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Psikiyatri alanında nomofobinin ayrılık anksiyetesi temelinde ele alındığı ve stres, kaygı ve depresyonla ilişkili olduğu bilinmektedir. Mevcut veriler, 6-8 yaş aralığındaki çocukların günlük ortalama 3.28 saatini cihazlarda geçirdiğini göstermektedir; bu süre, özellikle iki yaş altı için önerilen Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kılavuzlarını önemli ölçüde aşmaktadır. Bu aşırı kullanım, problem çözme ve çalışma belleği gibi yürütücü işlevlerin yanı sıra dil gelişiminde de olumsuz korelasyonlar sergilemektedir.

Klinik gözlemler, aşırı ekran süresinin beyindeki ödül sistemini doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital cihazların hızlı dopamin salınımı tetikleyerek anlık haz hissi yarattığını ve bunun beynin ödül sistemini bozduğunu belirtmektedir. Bu durum, çocukları can sıkıntısı ve hayal kırıklığı karşısında cihazlara sığınmaya iten bir mekanizma oluşturmaktadır. Prof. Dr. Uğur Batı ise dijital dünyaya doğan nesillerin uzun vadeli plan ve hedefler konusunda sıkıntılar yaşayabileceği uyarısında bulunarak, limbik sistemin kontrolündeki anlık tatminlerin, beynin ön bölgesinin (frontal) kontrolündeki ertelemeyi baltaladığını ifade etmektedir.

Sektörel veriler, geleneksel televizyon izleme alışkanlıklarının yerini artan oyun süreleri ve kısa formatlı video platformlarının aldığını işaret etmektedir. Bu değişim, çocukların dikkat mekanizmalarını etkilemekte; zira sürekli kaydırma eylemi, beynin odaklanma becerisini bozarak uzun süreli konsantrasyon gerektiren görevlerde zorlanmaya neden olmaktadır. Fransız psikiyatrist Serge Tisseron'un geliştirdiği 3-6-9-12 yaş kuralı gibi rehberler, ebeveynlere yol göstermektedir; örneğin 3 yaş öncesi ekran yerine hikaye okumayı önermektedir.

Bu eğilimin yönetimi, yalnızca sürenin kısıtlanmasıyla sınırlı kalmayıp, bilinçli ebeveynlik stratejileri gerektirmektedir. Etkili yönetimin temel taşları arasında teknoloji kullanımının yasak olduğu alanlar oluşturmak, içerikleri ebeveyn gözetiminde birlikte tüketmek ve ebeveynlerin kendi düzenlenmiş cihaz kullanım alışkanlıklarını model olarak sunmaları yer almaktadır. Klinik Psikolog Sena Öncel Özsoy'un da altını çizdiği gibi, teknolojiyi tamamen yasaklamak yerine, faydalarını ve risklerini anlatarak doğru kullanımın öğretilmesi esastır. Bu trendin üstesinden gelmek, duygusal zekayı beslemek adına yapılandırılmamış oyunu teşvik etmeyi ve teknolojinin deneyimin tamamı değil, sadece bir araç olarak kalmasını sağlamayı gerektiren bilinçli bir düzenleme talep etmektedir.

27 Görüntülenme

Kaynaklar

  • Agenda Digitale

  • Health Professionals For Safer Screens

  • 2025 The Common Sense Census: Media Use by Kids Zero to Eight - beSpacific

  • 03-02 2025 The Common Sense Census: Media Use By Kids Zero to Eight - Lynn's Warriors

  • Daniela Lucangeli agli Stati Generali della Scuola Digitale 2025

Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.